Bizans’ın Düşüşü – Stefan Zweig – İstanbul’un Fethi

Bazı kitaplar okuma listesinde olmamasına rağmen gelip en başa geçerler.  Bizans’ın Düşüşü – Stefan Zweig kitabı da öyle oldu, Tarihi Yarımada’yı gezerken alıp hemen okumaya başladım. Çok kısacık zaten. Stefan Zweig olunca beklentim yüksekti, Macellan biyografisini çok sevmiştim. Bizans’ın Düşüşü  ise aynı etkiyi yaratmadı, biraz yüzeysel ve taraflı demeyeyim de Fatih’i övdüğü kadar yerdiği de bir kitap (işin içine duygularımla girdiğinden belki 🤔)  İstanbul’un fethini farklı bir bakış açısından okumuş oldum. Tarihi pek çok kaynaktan okunması gerekliliğini bir kez daha öğrendim.


“Doğu Roma İmparatorluğu giderek küçülmüş…O büyük Bizans İmparatorluğu’ndan geriye yalnızca bedensiz bir baş, ülkesiz bir başkent kalmıştı.”

“Mehmet, dindar ve acımasız olduğu kadar hırslı ve sinsidir de. Bu genç padişah bir yandan oluk gibi kan akmasını izlerken , diğer yandan da Latince asıllarından Sezar’ın hayatını ya da Romalıların yaşam öykülerini okuyabilen son derece iyi eğitimli ve sanata düşkün bir liderdir. bakışları Melankolik, burnu sivri bu adam durmadan çalışan ve atılgan bir diplomattı.”

“Mehmet, düşlerini kendi iradesi ve azmi ile gerçekleştirmeyi bilen biridir.”

Yer yer Fatih’in zekasından, hırsından bahsetse de asıl odak Bizans İmparatorluğu’nun güçsüzlüğü, Batıya bel bağlaması sebebiyle sonuca ulaşıldığı. Aslında söyledikleri yanlış değil ama Fatih’i tüm anlaşmaları sadece hırsı için feshettiğini göstermesi, Bizans’ın Şehzade Orhan üzerinden  tehditlerinden bahsetmemesi çok ilginç.  Mehter takımını “kakafonik bir gürültü” benzetmesi  de ayrıca üzücü.

“Bir toz tanesi kadar küçük bir tesadüf, Kerkoporta kapısının açık unutulması, dünya tarihinin seyrini belirleyen olay olmuştur.”  Halil İnancık’ın kitabında hristiyan kaynaklarda fetihin iç surda unutulan kapıdan olduğunun  yazıldığı ancak  görgü tanığı Tursun Bey’e göre  şehrin top gediğinden fethedildiği belirtiliyor. 

Özellikle kitabın sonlarında üzerine bastırılan yağma olayı beni rahatsız edince teyit için Halil İnancık’ın “Fatih Sultan  Mehemmed Han” pek çok kaynaktan referans verdiği kitabının Fetih kısmını da okudum. (Kitabı Netflix Ottaman Belgeselini izlediğimde heyacana gelip almıştım:)) Okuduğum fetih kısmı , Bizans’ın Düşüşü Kitabından daha uzundu☺️) Yağma olayı o dönemde teslim olmayan şehirler için bir gelenekmiş.

Aşağıda ilgili kısımları ekledim; “3 günlük yağma izni ” iç acıtsa da o dönemin koşullarında değerlendirmek gerekebilir belki de. Bu çağ açan fetihe özel farklılık olması ne güzel olurdu…

Stefan Zweig – Bizans’ın Düşüşü (sayfa 58)

Ordusuna bir söz verir ve bu vaadini davullar ve tellâllar aracılığıyla tüm ordusuna duyurur: 

Mehmet, Hazreti Muhammed’ in ve dört bin peygamberin, babası Murat Han’ın ruhu üzerine yemin eder ki fethin ardından üç gün mühletle kentin yağmasına izin verecektir. Bu surların sakladigi ne varsa, her nevi ev eşyası, define, mücevher ve sikkeler ile erkekler, kadınlar ve çocuklar zafer kazanan askerlerin olacaktır. Padişahımız her türlü ganimet hakkından feragat etmiştir; Doğu Roma İmparatorluğu’nun son kalesini fethetmiş olmak şerefi onun için en kıymetli ganimet olacaktır.

Halil İnancık – Fatih Sultan Mehemmed Han – sayfa 199

Aslında Sultan Mehmed, Konstantiniyye’yi barış ile teslim almak istiyordu. Fakat 26 Mayıs meşvereti ve imparatorun teslim teklifini reddi üzerine yağma ilâni zorunlu oldu. Osmanlı kuşatmalarında İslâm kanununa göre, üç kez teslim olma teklifi yapılması zorunlu idi. Reddedilirse, kahren alman şehirde asker tarafından halkın esir, mallarının yağma edilmesi şeriâtça onaylanmıştır. Teslimde ise gayrimüslimlerin canları, malları ve dinlerini serbestçe icra etmeleri yeminle garanti edilirdi (Bursa, İzmit, Iznik böyle
alınmıştır). Fetihten sonra Fâtih, huzuruna getirilen Lukas Notaras’a sordu: niye teslim tekliflerini reddettiniz ve sehrin harap olmasına neden oldunuz? O, teslime Italyanlar (Venedikliler) karşı
geldi, cevabını verdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.