11
OKEY SEZONU ve ÖRTÜSÜ
Her yaz Antalya’da kardeşimin evinde bir araya geliyoruz. Sohbetler, yeme içmeler bir arada olunca çok keyifli oluyor. Bir de, önceleri akşamdan akşama daha sonra hızımızı alamayıp öğlen bir seans akşam iki seans olarak oynadığımız okey partilerimiz var. Ben aslında okey özürlü bir insanım, bu konuda ustalaşmış annem babam, hatta eşime rağmen biraz olsun başarım varsa da sadece şanstan ibarettir. Ne taş takibi yaparım, ne de rakibimi taşlamayı severim. Karşımdaki ortağım -”elim iyi taşla” diye sinyaller verse de emek verip dizdiğim bir araya getirdiğim taşlarımı bozmaya kıyamam, bu yüzden de ortağımın planlarını gümlettiğim çok olmuştur. “Benim ortağım kızım” diye beni kendine eş seçen sabırlı, sakin babamın bile sabrını taşırıp bir daha ki oyunda beni kimse kendine eş seçmediği için mecburen yine babama kalmışımdır çoğu kez. Lakin, yaz sonuna doğru okeyde iyice ustalaştığım da yadsınamaz bir gerçektir ama sonrasında bir yıl boyunca taşlara elimi sürmediğim için bir sonraki yaz yine sil baştan acemi bir halde başlarım okey oynamaya.


Bu şirin amigurumi bebeği, sevgili cimcimemiz Ada’ya doğumgünü hediyesi ördüm. Geçen yıl doğumgününde
Pazar günü uzun zamandır görmek istediğimiz İstanbul Oyuncak Müzesine gittik. Anlatılanlardan , duyduklarımızdan fazlası varmış. Sunay Akın ‘a bize böyle bir müze kazandırdığı için ne kadar teşekkür etsek azdır.
Ebru sanatı’ na ilk ilgi duyduğum zamanlar yanılmıyorsam ilkokul yıllarıma denk geliyor. Televizyonda bir programda, suya bırakılan renk damlalarının fırça ile şekilden şekile girmesini hayret ve şaşkınlıkla izlemiştim . Çocuk aklımla kendim denemeye bile kalkıştığımı hatırlıyorum sulu boyalarım ve plastik bir kaba doldurduğum sabunlu suyla. O çalışma denediğim ilk ve son ebru çalışması!! oldu ama ebru sanatına olan merakım hep devam etti.

Sizden Gelenler