KARAÇİ-PAKİSTAN

Pakistan seyahatimi yollarda ve orada olduğum süre içinde ajandama yazdığım haliyle bırakıyorum.

Evet, sonunda Karaçi yolundayım. Yok yok bakmayın ilk cümleye, öyle güle oynaya gittiğim söylenemez bu ülkeye. Ben Türkiye’nin doğusuna seyahat hayalleri kuran birisi değilim. (Tamam, doğuda da görmek istediğim bir kaç yer var) Ama bu bir iş ve son 1 seneyi evde geçirdiğim düşünülürse beni heyecanlandıran bir iş.

Herkesin kokusundan dolayı kolay kolay giremediği, benimse tıpkı diğer denimciler gibi alışık olduğum pamuk ve indigo kokulu bir fabrikaya gidiyorum. Hemde bu sefer geçmiş iş tecrübelerimden farklı bir sorumlulukla, danışman olarak gidiyorum. Çalışma hayatımda Alman, italyan, amerikalı, vs. bir çok danışmanla çalıştım. Şimdi de ben danışmanlık yapacağım ki bu kulağa çok hoş geliyor, pakistan olmasına rağmen. Tekstilin durumu Türkiye’de malum, “bir gün hepimiz pakistan, hindistan, bangladeş, vs . de buluşacağız” derdiler, bana çok anlamsız gelirdi ama oralarda buluşmalar başladı bile.

Kızımdan ilk kez kez ayrılıyorum. Babası, anneannesi, Ayfer ablası seferber oldular. Ayrılırken pek bir vukuat çıkarmadı. Son 1 haftadır tatilde olmamız ve bu süre içinde özlediği odası ve oyuncaklarınında etkisi büyük bunda. O’na 6 gün gelmeyeceğimi, işe gideceğimi anlattım. O da kabul etti canım kızım.

Ziyaret öncesinde en çok vakit alan kısım ne giyeceğim üzerineydi. Uzun kollu tunikler, bol pantalonlar ve gerekirse diye baş örtüleri var bavulumda. Başörtülerim aslında yaz şalları, pareo ve mevlit örtüsünden oluşuyor. Hamilelikte giydiğim tunikleri de tekrar ortaya çıkardım bu seyahat için.

Bakalım nasıl bir yer Karaçi?

(Yolda yazdığım bu yazının ardından yazdıklarımı toparladım, çoook uzun ve sıkıcı olmamak adına)

Her yeni tecrübe gibi Karaçi’deki ilk gece-günüm biraz gergindi. THY ile saat 02:00 de ulaştım. Kendi gerginliğime bir de gecenin gerginliği eklenince havaalanından çıkınca bir korku kapladı içimi. Beni karşılamaya gelen 2 pakistanlı ile sağdan akan trafikten otele ulaştığımızda saat 03:00 idi. Katlarda bile özel güvenlik görevlileri var, asansörden çıkar çıkmaz karşındalar. Neyseki benim gördüklerim ,daha önce duyduklarım gibi kalaşnikoflu değildi. Bu günlerde haberlerde bol miktarda izlediğimiz siyasi karışıklık pek hissedilmiyor Karaçi’de. Sanayi şehri olmasının etkisi büyük bunda.

Kaldığım otel süperdi. Zaten doğu kültürü ile birlikte otellerde daha bir güzelleşip, hizmet daha artıyor kanımca. Tıpkı Türkiye’nin 5 yıldızlı otellerinin Avrupa’dakilerden kat kat güzel olması gibi.

Fotoğraflardan siz karar verin artık.

İlk gün beni otelden alan firma yetkilisinin en çok söylediği söz “relax” oldu. İlk günün ardından daha bir rahatladım. Aslında birebir konuştuğum herkes çok iyiydi. Sanırım onlara dışardan toplu olarak bakmak problem. Uzun sakallı ve yöresel kıyafetleri ile dolaşan erkekler biraz itici.

Türkleri çok seviyorlar Ve Atatürk’ü kendi önlerini açan bir lider olarak çok sayıyorlar. Bizde severiz aslında onları. Ankara’daki meşhur Cinnah caddesi adını Pakistan’ın kurucusu olan Muhammed Ali Jinnah tan alıyor.
Günlerim otel ve iş arasında, arabada geçtiğinden çok fotoğraf çekemedim. Çektiklerim ise genelde arabanın içinden trafik sıkıştığı zamanlarda çekildi. Trafik berrbat, kornalarla trafiğe idare etmeye çalışıyorlar. Filmlerdeki;  kapısız, pencereleri camsız ama SÜSLÜ otobüslerden var heryerde.

Otelim şehir içinde olsaydı bile özellikle bir bayan olarak tek başına dolaşılacak yerler değil. Yankesicilik çokmuş. Kaldı ki Türkiye’den gelen beyler de soför ve koruma ile geziyorlar, alışverişe çıkınca.

Yemeklere gelince çok baharatlı ve yağlılar. Tedbir olarak yanımda bol miktarda kraker ve bisküvi götürmüştüm ama çok ihtiyacım olmadı. Öğlenleri Pizza hut sağolsun, sürekli pizza yedim. Akşamları ise çorba ve tatlımsı soslu makarnalarından. Bir gün ısrarları üzerine safranlı ve karanfilli pilavlarını denedim ama çok sevmedim. Pirinçleri bizimkilerden farklı olarak ince ve uzun. Aslında temel sorun baharatları farklı yerlerde kullanmaları; dilimlenmiş meyve dilimlerinin üzerinde karabiber gördüğümde şok oldum.

İngilizlerin etkisiyle sütlü çay içiyorlar, normalleri bu. Bizim normal çayımızı isterken “sütsüz” diye belirtmeniz gerekiyor. Allah’tan çay sıkıntım olmadı. Dönüş uçağımda yanımda oturan Pakistanlı servis edilen çayın yanında uzun süre süt aradı, bizim sütsüz içtiğimizi ama isteyebileceğini söyledim. Fakat serviste süt yerine krema olduğundan hayatında ilk kez sütsüz çay denemek zorunda kaldı.
İngilizce bildiğiniz sürece iletişimde problem yaşamıyorsunuz . Resmi dilleri Urdu, bir çok yöresel dilleri var ama geneli ingilizce biliyor. Makina başındaki elemanlarla bile iletişim kurabildim. Bizde okulda ingilizce eğitimi alıyoruz fakat türkiye deki makina başı elemanlarım danışmanlarla diyalog kuramazlardı. Bazı aileler çocuklarının ingilizce ögrenmesi için evde sadece ingilizce kullanıyorlarmış. Urduyu nasıl olsa okulda ögrenir diye düşünüyorlar.

Bir başka ilginç özellikleri de düğün ve doğumgünü kutlamamaları. Gece saat en erken 10:00 da başlıyorlarmış ve bazen sabaha kadar sürüyormuş. Davetlilerde 350 den başlıyor 1000 e kadar gidiyor. Düğünleri çok şaşaalı oluyormuş. Alışveriş merkezinde düğün hazırlığı için bir çok yer var. Gelinlikleri pullu, boncuklu, aynalı ama renkli ve çook güzel. Bizim beyaz gelinlikte batıdan geçme bir alışkanlık. Fabrikadan biri 9 yaşındaki oğlu için doğumgünü partisi hazırlığı yapıyordu. Davetiyeleri ve yaptığı hazırlıkları anlatırkenki heyecanını görseniz doğumgünü olduğuna inanamazdınız. Dönüşümden sonraki gün olmasaydı katılmak farklı olacaktı. İnançları gereği doğumgünü kutlamayan bir kesimde var bu arada.

Son gün 1-2 saati, bana eşlik eden firma yöneticisinin eşiyle alışverişte geçirdim. Aslında önce biraz çekindim, sonuçta tanımadığım biri. Ama inanın 2 bayanın alışverişi her ihtimalde eğlenceli bir şeymiş. Şoför ile gittik ve şoför alışveriş boyunca bizi bekledi. Belki hiç kullanmayacağın ama yine de almak istediğin çok şey takılıyor gözüne. Alışveriş için şehir merkezine giderken çok güzel binalar gördüm ama hep yüksek duvarlarla çevrilmişlerdi, aşağıdaki da onlardan birisi.
Genel izlenimim ise pis ve tembel oldukları üzerine. Müslüman bir ülke niye temiz olmaz diye düşünüp duruyorsun? ( Türkiye de batı ile karşılaştırılınca temiz değil)

Kültür mü yoksa fakirlik bunun sebebi? Sanırım her ikisi de.

Ve bu seyahatin en güzel yerine geliyorum. Dönüşte elinde bir demet çiçekle beni karşılayan, çok özlediğim kızım ve eşim. Kızım ben yokken çok problem çıkarmamış.

Bu seyahat sonunda Türk olup Türkiye’de yaşadığıma şükrettim. Canım ülkem…