UÇURTMA AVCISI- KHALED HOSSEINI

İlk kez sevgili Geveze Kalem’in blogunda Uçurtma avcısı hakkında yazdığı yazıdan etkilenip okunacaklar listeme not almıştım. Ardından kızkardeşimin ve eşinin de severek okumasıyla, onların ardından kaptım kitaplarını.

İki farklı etnik kökenin arkadaşlığı çerçevesinde, dostluk, bağlılık , sadakat, vicdan üzerine bol bol düşündüren  ve bir yandan da Afgan halkının tarihsel gelişimini gözler önüne seren bir roman. Afgan halkının başının geçenlerden habersizmişim ben.  Toplumun etnik kısımlara ayrılması ne kadar tehlikeliymiş, bir nevi köle olarak doğuyor hayatta bazıları. Onların hislerinin kimse için önemi yok.

Çocuk, yaşlı farketmeden yaşanan bunca acının gerçek olması ürpertti beni. Memleketini bırakmak zorunda olmak, geri dönememek, döndüğünde sana ait bir şey bulamamak. Çocukların akıllarının almayacağı acılara , zorluklara maruz kalmaları, tacizlerle yaralanmış ruhlar, hepsi var bu Uçurtma Avcısı’nda.

Kitapta  tekrarlanan bir şey var; Tek bir günah vardır o da hırsızlıktır. Bir insanı öldürdüğün zaman , bir yaşamı çalmış olursun, karısının elinden bir kocayı, çocuklarından babayı çalmış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun.

Uçurtma Avcısında çalınan o kadar çok şey  var ki, hepsine ayrı ayrı üzüldüm. O kadar sürükleyici olmasına rağmen, beni çok üzen kısımlardan sonra aralar koyarak devam edebildim kitaba. Gözyaşlarına hakim olup okuyan var mı bu kitabı?

Bittiğinde ne kadar şanslı olduğumuzu düşünüp, şükrettim.

Kitaptaki bana göre en şirin yer hayatını devam ettirmeye çalışan insanların gülmek için birbirine Nasreddin Hoca fıkrası anlattığı  bir kaç Bölüm, Nasrettin Hoca ne büyüksün sen.