Sis

Sis…  Pazar günü  sisli bir sabaha uyandık,. İşe gittiğim erken saatlerde  sisler içinden geçtiğim çok oluyor fakat bugünkü gibi öğlene kadar sürdüğüne rastlamamıştım. Garip bir merak /keşfetme  duygusu yaratıyor sis  ben de.  Uzun uzadıya anlatmak zor 🙂

Bu sebeple sisi şiirle bağlayayım en iyisi. Haydar Ergülen ‘in  Sis şiiri…

sis1

İki şehri var gecenin, biri gözümde
tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
gibi çöken siste, bana bu uykusuz
şehri niye bıraktın, göze alamadığım
bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,
gece değil istediğin hayli karanlık
bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak
hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz
bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim :
Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde

Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ?

sis2

sis3

Not: Ben şiir okuyamıyorum pek fazla, şiiri okumaktan çok dinlemeyi seviyorum. Haydar Ergülen ‘in “Sis” şiirini Selçuk Yöntem den dinleyin derim, google aratmanız yeterli.