OYUNCAK MÜZESİ

Pazar günü uzun zamandır görmek istediğimiz İstanbul Oyuncak Müzesine gittik. Anlatılanlardan , duyduklarımızdan fazlası varmış. Sunay Akın ‘a bize böyle bir müze kazandırdığı için ne kadar teşekkür etsek azdır.

Müzenin kurulduğu köşkün kapısından itibaren oyuncaklar karşıladı bizi. Girişteki dev zürafalar bize; “Hoşgeldiniz, birazdan başka dünyalara gideceksiniz” der gibiydi.

Öyle de oldu; 1800 lü yılların sonundan itibaren temalarına göre organize edilmiş 5 kat dolusu oyuncakların içinde çocukluğumuza döndük, çok mutlu olduk.

Oyuncaklar temalarına göre titizlikle , hiç bir detay unutulmadan düzenlenmiş. Niyetim içerisini anlatmak değil sadece açıklamak için örnek vermek gerekirse; aya çıkılan dönemin astronot ve uzay oyuncakları odasına girdiğinizde gökyüzü karanlık bir uzay ya da trenlerin tarihi gelişimi izlediğiniz sayısız trenin sergilendiği oda gerçek tren koltuk pencere, kapısından oluşuyor. Çocuklar ( 4,5-5 yaş diyelim), belki geçmiş zaman oyuncaklarına bakmaktan bir süre sonra sıkılabiliyorlar ama bizim için tüm oyuncakların anlamı vardı, çok hem de çok beğendik. Kağıttan bebek giysilerini tablolar halinde duvarlarda görebildik. Cin Ali serimizi gördük; bizim nesil için okumanın anlamı Cin Ali…

oyuncak müzesi

Sunay Akın Müzede sürekli bulunuyor mu ya da bizim şansımız mıydı bilmiyorum müzeye girdiğimizde ilk merdivenlerde karşılaştık sonra da kafede. Misafirlerle sohbet eden çok içten birisi Sunay Akın. Gerçi O’nu anlatmama ne gerek var, pazar sohbetlerini sanırım birçoğunuz izliyordur.

Müzenin içerisinde bir de sinema salonu var, Nebil Özgentürk’ün “Yeşilçam’ın Oyuncağı, Oyuncağın Yeşilçamı” adlı belgeselini izledik, biraz daha döndük çocukluğumuza.

Oyuncak müzesi

Müzenin dinlenmek için son derece ferah ve rahat bir kafesi var. Siz müzenin keyfini biraz daha çıkarırken ,çocukları da düşünmüşler ve hemen yanına Theo Dede ile birlikte tahta Oyuncak boyama atölyesi kurmuşlar. İrem Hn. tavşan boyadı atölyede.

oyuncak muzesi

oyuncak müzesi

Müze girişlerindeki satış yerlerinde öyle çok şeye gözüm takılıyor, içim kalıyor ki birinin beni durdurması lazım. Şu tahtadan yapılmış ip kukla pinokyoyu görünce siz dayanabilir miydiniz? Bir de yanına Sunay Akın’ın eski kitaplarından Kule Canbazı’nı ekledim.

İçerde fotoğraf yasaktı çekemedik. Dışarda ve kafede bol bol çektik o yüzden.

Zürafadan ayrılamadı bizim kız, sarıldı sarıldı durdu.

oyuncak müzesi

Başta Sunay Akın olmak üzere “İstanbul Oyuncak Müzesi”ne emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.

10 Replies to “OYUNCAK MÜZESİ”

  1. Aslında bize yok yakın olmasına rağmen hiç gitmedim, sanırım çocuklarımın okul gezisi ile gitmiş olmaları nedeni ile, onların gitmesin yeterli gördüm,aslında çocuklardan çok bizlere hitap eden bir müze sanırım, nede olsa eski zaman oyuncakları ağırlıklı, özellikle “cin ali” serisini çok merak ettim, ismini duymak bile, 1. sınıf günlerime götürdü beni. gitmek lazım.Çok güzel fotoğraflamışsınız.


    Betül,
    kesinlikle gidip görmeni tavsiye ediyorum, bir başka mutlu oluyorsun odaları gezerken.

  2. Bende gitmek istiyorummmmm…
    Sunay Akın çok cana yakın bir adama benziyordu demek doğruymuş 🙂
    Senin kız tavşan boyamış benim oğlum kesin aslan boyar 🙂


    Hiç erteleme bence.

  3. TONTİSADA & BUSRA says:

    ben de gitmek çok isterdim.Aslında bizim 2 senedir istanbula gidip gezme hevesim var ama bir türlü yapamadık daha.kısmet bir gün gideriz inşallah…

    İnşallah en kısa zamanda planlarınızı gerçekleştirirsiniz.

  4. Bu muzenin sitesine girdim; istanbul-goztepe deymis adresi. istanbul’a bu yil bitmeden insallah gidersem kesinlikle gezmek istiyorum burayi.

    Bayilirim oyuncaklara. Ne guzel bir etkinlik olmus. Bizleri de bilgilendirdigin icin cok tesekkurler Ozlemcim…


    Biz de bayılıyoruz oyuncaklara, çok güzel oyuncaklar var müzede

  5. Basından ve tv proğramlarından haberini alıp nette sitelerini ziyaret etmiştim ve çocuk ruhlu bir insan olarak bayılmıştım….
    İstanbul ‘a sık giden bir aile değiliz 🙁 ilk gittiğimiz de mutlaka göreceklerim arasında …..


    Ben de sürekli takip ediyordum basından kısmet geçen haftaymış.

  6. demekki Sunay Akın her boş vaktin de müze de, çünkü gidip te rastlamayanına rastlamadık)). Ne kadar güzel değil mi, bir de ne kadar yaklaşmışsınız bize. Artık bu sene bir buluşma gerçekleştiririz. Hepimiz tatilden dönelim, yerlerimize yerleşelim de:)). Sevgiler size


    Müzeye ne kadar değer verdiği ve emek harcadığı belli. Çok isterim tatillerden sonra buluşmayı. Kardeşlerimiz (eşim ve benim) İstanbul’da yaşayınca sık sık geliyoruz

  7. Canım ne güzel görünüyorsunuz.Çok güzel bir yere benziyor.Ben de ben de gezmek istiyom:))


    Teşekkürler, fırsatınız olursa mutlaka geziniz.

  8. buraya gıtmeyı bende cok ıstıyorumm yaaaaa

    Şimdi senin evlilik hazırlıkları var, evlenince gezersiniz bol bol birlikte inşallah.

  9. enhar koç says:

    merhaba,
    bendeki yorumdan sonra gelip okuyayım dedim hemen. Bu arada şu ana kadar gelmemiş olmam da kayıpmış, çok hoş bir blog burası 🙂
    biz de iki hafta önce ziyaret etmiştik, özellikle karı-koca olarak biz çokkkk eğlendik, ama küçük kızımız sıkıldı. Bir de biz biraz geç bir saatte gittiğimiz için tahta boyama atölyesine vakit kalmadı o nedenle bir kez daha ziyaret edip bu sefere oyunca boyayacağız 🙂
    sevgiler


    Hoşgeldiniz,teşekkürler güzel sözleriniz için.
    Aynı şekilde kızımızdan çok biz eğlendik.

  10. Tuna Denizer says:

    “Dikkat çocuklar, oyuncakçıya gidiyoruz diye kandırıldım!”

    Değerli Sunay Amca

    Ben Tuna. Henüz üç yaşındayım. Hatta üç yaş olmama iki ay var. Hatırlarsınız dün oyuncak müzenizdeydim. Annem, babaannem ve dedemle birlikte. Resim de çekinmiştik sizinle.
    Biliyor musunuz Sunay Amca, bence siz önemli birisiniz. Nereden mi biliyorum? Babaannemden. Ben müzeyi gezdikten sonra atölye kısmında, bir ablanın yardımıyla ?tahta aslan?ımı boyarken birden babaannem geldi. Heyacanlıydı, dedeme ve anneme ?Sunay Akın geldi, Tuna?nın onunla bir resmini çekelim? dedi. Ben babaannemi bilirim kolay kolay heyacanlanmaz hele de resim çektirme konusunda. Neyse ben yine de boyaların başından kalkmamak için direndim. Hatta direnişim etkili olsun diye biraz da ağlar gibi yaptım. Ama nafile. Bu sefer direnişim hiçbir işe yaramadı. Fotoğrafı çekinmekten başka çarem yoktu, boyalı ellerimle ve yüzümle sizinle aynı karede gülümsedim. Babaannem size teşekkür etti. ?Tuna ilerde sizinle resim çektirdiğini arkadaşlarına gururla söyleyecek? dedi. Siz babaanneme, ?Esas ben arkadaşlarıma Tuna’yla resim çektirdiğimi gururla söyleyeceğim.? dediniz. Bu ne manaya geliyor bilmiyorum ama babaannem sözlerinizden çok hoşlandı kendi kendine ?Büyük adam, büyük adam? dedi. Büyük adam olduğunuzu aslında ben de anlamıştım. Dedemden uzundunuz mesala. Belki babamdan da. Neyse Sunay Amca resme sonradan baktım da ikimiz de yakışıklıyız vesselam.
    Bu büyükleri hiç anlamıyorum Sunay Amca, beni müzeye getirdiler en çok kendileri eğlendiler. Oyuncakların önünden ayıramadım onları. Ben uçaklara bakmak istiyorum, babaannem bebeklerin durduğu yerde takılıp kalıyor. Bir ara konuşurken duydum onun da öyle bir bez bebeği varmış. Annem de çok heyacanlıydı. Sık sık yanıma geliyor, ?Bak Tuna, benim de bundan vardı, bundan da, bundan da…? Onu görmeliydiniz Sunay Amca, oyuncaklarla oynayan bir çocuktu sanki. Gözleri öyle güzel parlıyordu ki. Onu bir an oyuncak savaşı yaptığımız en sevdiğim arkadaşım Süheda?ya benzettim. Ne de olsa ikisi de kız. Acaba annem de küçükken oyuncaklarını vermemek için savaşmış mıdır?
    Gelelim dedeme… Dedemin belki de hiç oyuncağı olmamış. Bunu onun konuşmalarından anladım ama doğrusu buna hiç üzülmedim. Çünkü dedem de çocukken oyuncağı olmadığı için üzgün değildi. Olmamasını o kadar komik anlatıyordu ki ben bile gülüyordum. Babanneme ?Ne oyuncağı, sen bebeklerle oynarken ben yaylalarda koyun otlatıp tarlalarda çapa yapıyordum. Sefa ile büyümüşsünüz sefa? diyordu. Fakat Sunay amca birşeye çok hayret ettim. Dedemin hiç oyuncağı olmamasına rağmen oyuncaklar hakkındaki bilgisine. Bana oyuncaklarla ilgili bütün bilgiyi o verdi. Üstelik öyle basit anlatıyordu ki tam benim anlayacağım gibi. Belki de bu onun öğretmen olmasıyla ilgiliydi. Neyse sonuca bakalım. Ben dedemin anlattıklarından çok şey öğrendim.
    En çok itfaiyeleri sevdim biliyor musun Sunay Amca? Onları uzun uzun seyretmek istedim. Sonra arabalar, uçaklar, gemiler… Bebeklerle hiç ilgilenmedim. O kızların işi. Tencereler tavalar da. Anem onlara da dikkatle bakmamı istedi ama dedem beni bu konuda destekledi. ?İstemiyorsa bakmasın kızım? dedi. Bence dedem beni desteklemekten çok kendi fikrini söyledi ama işe yaradı, bebeklerle vakit kaybetmekten kurtuldum. Anneme bakarsanız kız erkek oyuncağı diye ayrım doğru değilmiş ama şu an bununla meşgul olamam daha görecek çok şey var müzede…
    Mesela Trenler. Dizi dizi trenler. Babaannem trenlerle birçok kez seyahat etmiş. Hem öyle kısa seyahatlar da değil. İki üç gün süren uzun seyahatlar. On üç on dört yaşlarında çocukmuş o zamanlar. ?Yatılı okul? diye başladı anlatmaya hüzünlü hüzünlü… Okulu çok uzak bir şehirdeymiş. Evlerine tatillerde trenle gelir gidermiş. Bazen trenler çok soğuk olurmuş. Bazen yer bulamazlarmış ayakta seyahat ederlermiş. Falan, falan, falan… Bu büyükleri anlamak zor. Her konuyla ilgili anlatacak birşeyleri var.
    Trenlerin olduğu yerde bir koltuk var Sunay Amca. Dedem, annem, ben, babaannem hepimiz oturduk oraya. Aynı trende gibi, yan yana. Resim de çektirdik. Çok güzel çıkmış… Biliyor musunuz orası çok hoşuma gitti. Keşke bir de oyuncaklara dokunup oynayacağım bir yer olsaydı. Mesela bir oda. Oyuncaklarla dolu bir oda… Yok yok, endişelenmeyin öyle uzun uzun kalmazdım orada, sadece yarım saatcik…
    Kızılderililerden söz ettim mi? Denizaltılardan? Bu bölümlerdeki seslerden hafif ürkmedim desem yalan olur. Fakat babaannem, ?her hissettiğimi anlayan babaannem? daha ben sesi farketmeden ya elimi tutuyor ya beni kucağına alıyor o bölümleri o şekilde geziyoruz. Eh kucakta olunca biraz heyacan iyi mi oluyor ne? Sesli odalardan çıkınca daha bir koşuyorum oyuncakların arasında.
    Şimdi düşünüyorum da gelmemek için epey mücadele etmiştim. Müze ne bilmiyordum ki. İçinde bir “oyuncak” geçiyordu ama yine de bilmediğim bir yere gitmekte temkinliydim. Fakat yol boyunca tabelanızı her gördüğümüzde annemlerin heyacanlanmasından ?iyi yol?da olduğumuzu anladım. Hele müzenin önündeki zürafaları gördükten sonra içeri girmek için acele bile ettim. Bahçedeki oyuncaklar ve eşeğe ters binmiş Nasrettin Hoca’dan sonra ?tam yerine gelmişiz? dedim.

    Neyse gelelim tavanarasına… Size bir sır vereyim mi Sunay Amca. Babaannem buraya bayıldı. ?Kesinlikle buradan bir öykü yazacağım? dedi. Tam bir metaformuş onun için. Metafor neyse artık. Onların evinin tavanarasına benziyormuş. Babasıyla zaman zaman tavanarasına çıkıp annesinin oraya koyduğu eski oyuncaklarını ararlarmış tozlu kırık eşyaların arasından. Tıpkı Oğuz Atay?ın ?Ben tavanarasınsdayım sevgilim? diye başlayan “Unutulan” adlı öyküsündeki gibiymiş orası. Ben ?Oğuz Atay?ı da tanımıyorum ama babaannemin gösterdiği saygıya bakarsan o da mutlaka sizin gibi önemli biri.

    Tavanarasını da gördükten sonra babaannem gidebileceğimizi söyledi. Ben biraz mızmızladım, hatta yine ağlar gibi yaparak geri geri asıldım, ?Nasıl olur? Hiç oyuncak almadan mı gidiyoruz?? dedim. Bir iki oyuncağa uzandım. Fakat nafile! Bana bütün kapıları açan özel taktiklerim hiçbir işe yaramadı. Her seferinde başka birşeyle dikkatimi dağıtıp bana oyuncak isteğimi unutturdular. Alacakları olsun, ilk fırsatta yolumuzu “gerçek bir oyuncakçı”ya düşürüp kendime alâsından birkaç oyuncak aldırmazsam bana da Tuna demesinler…

    Tuna Denizer

    Tuna ‘cım, yorumunu nasıl merakla heyecanla okudum bilemezsin. bizimle paylaştığına çok sevindik. Bence bu yorum olarak kalmamalı yazıya geçirelim ne dersin sevgiler,

Bir cevap yazın