NASRETTİN HOCA HİKAYELERİ- ORHAN VELİ KANIK

Bu kitap hem çocuklara hem bizlere, Orhan Veli Kanık tarafından ilk basımı 54 yıl önce çıkan “Nasrettin Hoca Hikayelerimiz”. Yapı Kredi Yayınları tarafından renkli resimler ve düzeltmelerle yeniden yayında.
Nasrettin Hoca hikayelerine günümüzde ulaşmak çok kolay ama bu kitapta Orhan Veli’nin şiir diliyle anlattığı fıkralar çok sevimli. Dağıstan Çetinkaya’nın çizimleri de kitabın farklıllıklarından.

Türk kültürümüzdeki; sözlü anlatılar, kahve sohbetleri, atışmalı aşık geleneği ve yazılı metin eksikliğini Orhan Veli’nin kitabın hikayesini anlattığı sözlerde de görüyoruz.
“…. Dostum Şevket Rado bana Nasrettin Hoca’ya ait fıkraları da manzum olarak yazmamın iyi bir şey olacağını söylemişti.
(…..) Bu fıkraları bulabilmek için birkaç kitap karıştırdıktan sonra gördüm ki ünü yabancı ülkelere kadar yayılmış olan bu milli kahramanın hikayeleri daha hala Türkçe olarak yazılmamış. Güzel bir üsluptan geçtim, okuduğum kitaplarda, doğru dürüst bir Türkçe bile yoktu. Bunun üzerine de bu fıkraları okunabilir bir dille yazmanın küçümsenemeyecek bir iş olduğuna inandım. Yazdığım Nasrettin Hoca fıkralarının , bugüne kadar yazılanların en iyisi olduğunu söylersem pek de böbürlenmiş sayılmam.”

Bu tip kitaplarla Nasrettin Hoca gibi bir halk zekasını çocuklarımıza tanıtmak tabi ki amaçlarımızdan birisi. Ama şahsen düne kadar okuduğum zaman anlayıp anlamadığından emin olamıyordum kızımın. Ama dün gece okuyacağımız fıkrayı kendisinin seçeceğini söyledi. Sonra da resimden göstererek “anneciğim ben en çok bu kıyafetlerini çıkardıklarını seviyorum” dedi.

Nasıl mutlu oldum bilseniz.

İşte Orhan Veli’nin şiirsel anlatımıyla o fıkra;

KIYAMET

Hoca’nın güzel bir kuzusu varmış.
Hani ahbaplık bu ya,
Bütün dostları göz koymuş kuzuya.
Kesmek için bir fırsat ararlarmış.
Hoca’ya gelmiş demişler ki bir gün:
- “Hoca :Yarın öbür gün
kıyamet kopacakmış.”
Hoca dalgayı çakmış.
Ama bozuntuya vermemiş yine;
Cümlesini bırakmış hallerine.
Onlar demiş:-”Madem ki gün sayılı,
Ne diye tadını çıkarmamalı?
Gel şu kuzuyu keselim, yiyelim;
bari şu son günü gün eyleyelim.”
Kesmişler kuzuyu, gitmişler kıra;
Talihlerine de güzel bir günmüş;
Hepsi orada soyunmuş dökünmüş;
Göle gidip suya gireceklermiş.
Elbiselerini Hoca beklermiş.
Onlar Yokken Hoca elbiseleri
Toplayıp bir güzel ateşe atmış;
Aleviyle de kuzuyu kızartmış.
Göldekiler dönmüş gerisin geri.
esvaplarını sormuşlar Hoca’ya.
Hoca topunu alarak alaya:
-” Ben demiş, onları ateşe attım;
Aleviyle de kuzuyu kızarttım.
Hem esvabın var mı artık lüzumu?
Yarın sabah kıyamet kopmuyor mu?”

Be Sociable, Share!

İlgili Yazı Yok