KEYİFLE HATIRLADIKLARIMIZ- MİM

bürücekSevgili Nalan’ın mimini çok geciktirdik, çocukluk yaramazlıklarımızdan bahsettiğimiz “Çocukluğumun Kavram Çalışmaları” yazısından sonra farklı bir şeyler yazmak istedik, biraz zorlandık .

2 anı var paylaşmak istediğimiz;

İlki çocukluktan, 3 aylık yaz tatillerimizi geçirdiğimiz Bürücek‘te tüm komşu çocukları ve kuzenlerimle birlikte şimdi çoğu çocuğun yaşayamadığı bir şekilde gün boyu sokakta, çok eğlenirdik. Her gün yeni bir eğlencemiz vardı ama en çok yaptıklarımızdan birisi pür kayağıydı ( Nalan’cım bak bu da uydurma kelime).Evimizin köşesinde bir tepe üzerinde terkedilmiş bir ev vardı, yıkık ve dökük. Şu korku filmlerdekilerden. Bu ev kullanılmadığından ön tarafı çam pürleri ile doluydu, kurumuş olan bu çam pürleri aynı zamanda çok kaygandı. Bizim en büyük zevklerimizden birisi, evin dökülen ahşaplarından keserek, zımparalayarak oluşturduğumuz tahtaların üzerinde yaklaşık 100 mt . kadar bir yükseklikten kaymamız idi. Aradaki çam ağaçlarına çarpmamak için manevralar yapardık. Herkesin tahtası özeldi, başkasına vermezdi. Defalarca kayar ve defalarca kayan pürler üzerinde yürüyerek tepeye çıkardık.

bürücek

O zamanlar kene yok muydu? Bilmem ki biz doğayla öyle iç içeydik ki, böcekler, hayvanlar, çam ağaçları… Anneannem geceleri bizi dizlerine yatırıp kene kontrolu yapardı. Bizim çocukluğumuz daha özgürdü, şimdi kızım kayar mı o çamın pürlerinden? Daha doğrusu hala çok keyifle hatırladığım bu eğlenceyi yapacak olsa, her ne kadar kendimi engellemeye çalışsam da , toz-toprak- kene gibi bahaneler mi sunarım? Bunları da bilmiyorum.

İkinci anı ise gençliğimden bir sahur anısı, o gece sahur olmasaydı sokakta kalmıştım sanırım. Üniversitede hafta içleri yurtta kalıyorum haftasonu kuzenim, canım Banu’cuğuma evci çıkıyorum. Hafta sonları O’nun gece izinlerinden birlikte faydalanıyoruz. Yine bir hafta sonu gece dışarı çıktık Banu’cumla. Sonra Banu’nun planlamadığımız bir şekilde erken kalkması gerekti, birlikte dönecektik fakat ben sohbetin, muhabbetin güzel yerini kaçırmak istemedim. 1 saat sonra dönmek üzere anlaştık. Bol sohbetin ardından , eve bıraktı arkadaşlar, eve girdim, anahtarım vardı ama o da ne kapının arkasnda anahtar. Aşağıya indim, 1. katta olan odasına sesimi duyırmaya çalışıyorum tabi ona duyururken anne – babayı uyandırmamak lazım. Gerçi anne- baba uyansa ne olacak, aslında hiçbir şey, ayrı geldiğimizi söyleyeceğiz o kadar, ama kafamda kurduklarım başka. Cama taş atmaya çalışıyorum, karanlıkta zorla küçük taş buluyorum, onları da isabet ettiremiyorum. O zamanlar telefon yok ki arayasın. Bizim tık demeye uyanan Banu uyanmıyor, bir türlü.Bir yukarı bir aşağı inip duruyorum, yukarda kapı tıklatıyorum, aşağıya inip birinci kata tırmanmayı düşünüyorum. Apartman girişlerinin üzerinde balkon gibi bir yer olur ya oraya çıksam tamam. Ama etekliyim ayrıca sahurun ilk günü olması sebebiyle gece sahura gelenler oluyor diğer dairelere. Her gelenle göz göze geliyoruz, aptalca bir durum , hırsız -evsiz deseler, kılık kıyafetim uymuyor. Neyse aşağı-yukarı gezmekten vazgeçip, başladım kapıda beklemeye, tıkırtı duyayım diye. Sahur için kalkacağanı biliyordum, uzun bir süre sonra beklediğim ses geldi ve canım kuzenim kapıyı açıp içeri aldı beni.

Hep gülerek hatırladığım anılarımdan birisidir. Bu arada ne yazacağız derken bayağı uzatmışız.

Şimdi pas verme zamanı, Sevgili Haydins, senin çocukluğundaki – gençliğinizde komik, tehlikeli anıların ne idi?