Fethiye Tatilimiz

Bir haftalık tatilimizde Fethiye Ölüdeniz’deydik.   Çocuksuz günlerimizde bir kaç defa Fethiye Ölüdeniz’de tatil yapıp, Ölüdeniz’in  1. derece sit alanı olan Tabiat Parkı kısmını gezdiğimiz, denizinden faydalandığımız için sanşlıyız. Çünkü bu tatilimizde çocuklarla sıcakta hiç cesaret edemedik dolaşmaya ve  Kumburnu’na gitmeye.  Çocuklarla  otelde geçirilen bir tatil oldu, çevre yerler ziyaret edilmedi, azıcık büyüsün Kerem Bey, acısını çıkarırız elbette.

Otel dışına pek çıkamadığımız gibi sahilde şezlonga uzanıp kitap okuma keyfini de yaşayamadık çocuklara göz kulak olurken. Ee, geçen yıl 5,5, aylıkken gittiğimiz tatildeki gibi değil Kerem, pusetiyle sahile getir, uyut, oynat, refaket et   günleri bitti ( Ki ben o yazıda da en çok sırtımın yandığından şikayet etmişim :)) Suyu görünce uykusundan bile vazgeçerek koşturuyor sahilde. Biz de yeniden çocuk olduk; kova ve küreğimizle kumdan kaleler yapıp yıktık, çukur kazıp içine girdik, dalgalarla boğuştuk, serin sularda yüzdük.  Bizim tatil için tercih ettiğimiz ay  eylül ayı aslında ama bu yıl ramazan ve İrem’in ilkokula başlayacak olması sebebi ile Temmuz da gittik ve sıcaktan dolayı da çok tereddüt ettik. Ama  denizimiz sıcak değildi, hatta arada soğuk su karışıyordu, esinti vardı.  2 gün dalgalar epey fazlaydı, gece de klima olunca sıcak  tahmin ettiğimiz kadar problem olmadı. Kerem için enfeksiyon korkumuz olunca havuza pek yaklaştırmıyoruz O’nu,  denizin dalgalarından da biraz ürktü ve nedense simite de oturmak istemedi , biz de kucağımızda birlikte girdik denize. Anne , deyip kucak ve deniz gösteriyordu istediğinde. İrem’se tam balık kız misali  bayılıyor suya, bu yıl kollukları da attı.

Babadağ’dan süzülen yamaç paraşütlerini seyrediyorduk hayranlıkla, İrem’de heveslendi, büyümesine erteledik. Paraşüt setlerinde sallanarak keyif yaptı şimdilik.

Gündüzleri erkenden kalkıp, güneşli saatler haricinde kendimizi denize attığımızdan; çocuklar,  nerdeyse akşam yemeğinde uyuyacak kıvama geliyorlardı.

Otelimiz, özellkle çocuklu tatiller için methini çok duyduğumuz LykiaWorld idi.  Çocuklar için harika gerçekten herşey düşünülmüş,  kendini idare edebilecek bir çocuk için sayısız aktivite var. Bir de Çocuk Cenneti denilen kocaman bir aquapark vardı ki su kaydıraklarını sevenler için tek başına orası bile yeterdi. Otelin tamamı gibi çocuk cenneti de dağın eteğine kurulmuş, gökyüzüne bakınca çam ağaçları ,yerde çimler ve değişik havuzlardan oluşuyordu.  Bebekler için de  suni bebek kumsalı yapmışlar ama ne de olsa o da havuz diyerek benim içim çok da rahat etmedi girdirirken çok uzun kalmadı orada.  İrem tüm kaydırakları denedi defalarca, babasıyla. Ben?, ben korkuyorum ya  su kaydıraklarından.

Otelde bebek bakım servisi, 24 saat içinde strelizatörü de dahil olan çocuk mutfağı, değişik yaş grupları için yine bakıcılara emanet edeceğiniz çocuk kulubü  vardı. Bebekler hariç diğer çocuklar bakıcı gözetiminde  keyifli aktivitelere katılıyorlar. Biz  Kerem’i bırakmak istedik bir saat kadar ama sanırım şimdi tam yabancıları seçme dönemi,  önce oyuncaklara dalmış ama sonra çağrıldık ağlıyor diye,   içim acıdı tabi benim  de 🙁

Turist grupların ülkeler bazında çok dağılım göstermesi de bir avantajdı, bizce. Rus ağırlıklı oteller gibi değildi.

Bunca güzelliğe bir kötülüğü vardı ki hiç çekilecek gibi değildi ama , MERDİVENLER.  Kayalıklara inşaa edildiği için bol miktarda , sahilden lobiye 61 basamak, lobiden odaya 55 basamak merdiven çıkıyorduk, kucağımızda çantalar ve 12 kg. lık bebekle. Puseti aşağıda bırakıyorduk ama yine de  fayda etmiyor tabi.   Çocuk dostu bir otelde en azından belli bölgelerde asansör olmalıydı bizce. Üstelik bizim tesbitimize göre mimari projede asansör yerleri de düşünülmüş. Otel dolu olunca odamızı zemin kat oda ile de değiştiremedik ve indik indik çıktık 🙁

Yemekleri  çok kaliteli idi.  Mama sandalyelerinin  yeterince olması süperdi.

Her güzel tatil gibi tatil gibi KISA sürdü ve bitti.