Erteleme ! – Son Okuduklarımızdan

Mart 2020 hayatımızda pek çok şeyi değiştirdi.  Koronavirüs- Covid 19  la hiç alışkın olmadığımız bir yaşam düzenine döndük. Evlerimize kapandık,  kimimiz için evler ofis oldu.  Okullar  uzaktan eğitime geçti.    Herkes kendi içinde farklı yaşıyor. Evde kalabildiğimiz , çalışmak zorunda olmadığımız için bin şükür. Ailemiz için ayrı günlük tutuyorum, bu günler ilerde bambaşka bir şeylerin ( şu anda bilemiyoruz) başlangıcı olacak, mutlaka yazılmalı bence. Evde sıkılanlardan değiliz ailecek onu söyleyebilirim. Yapacak pek çok şey bulabiliyoruz,  2  haftayı  tamamladık.  Hafta içi  evden çalışmanın etkisi  olabilir.

Yazının bundan sonraki kısmı taslakta bekliyordu.  Bu korona günleri bize en iyi hiç birşeyi bekletmemeyi öğretti, öğretiyor. Birini  mi özledin? ; ara, git yanına,  buluş…  yarınımız değişebiliyormuş bir anda… İstesek de bir koşu gidemiyormuşuz sevdiklerimize…  Bu günlerimiz elbet geçecek, kendimiz için olabildiğince faydalı geçirebilirsek ne ala..

Şimdi okuduğumuz kitap paylaşımları;

Saatleri Ayarlama Enstitüsü- Ahmet Hamdi Tanpınar; Kitabın başlangıcında anlatılanları kavramak bir araya getirmek biraz zaman alıyor, biraz karışık geliyor. Fakat Halit Ayarcı’nın ortaya çıkması ile herşey bütünleşiyor, keyfine doyulmuyor.  Kendi adıma çok geç kalmışım bu güzel klasiği okumakta.  Toplumumuzu, toplumdaki tiplemeleri analiz etmesine hayran oldum Halit Ayarcı’nın. Hiç kimseyi takmayan hedeflerine kilitlenmiş hali, konuşması, olayları kendi lehine çevirme yeteneği muhteşem. Roman karakterine hayran oldum, olaylara farklı bakmayı gösterdi bana.

Alıntıladıklarım;(aslında altını çizdiğim o kadar fazla yer vardı ki.. kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ederim)

“İşlerinden başka işleri olmayanlar”  sözünden hiçbirşey anlamamıştım.
Yani demek istiyorum ki, kendilerine gösterilen işlerden başka işi olmayanlar.. Yani bütün zamanlarını yalnız ona verenler. Mesela okur-yazar yahut musiki seven kadın için ev işi çabuk bitirilmesi gereken şeydir. Çünkü başka iş yapacaktır . O halde zaman onun için kıymetlidir.

İnsanlar saatlerini  ceplerinde gezdirdikleri, onu güneşten ayırdıkları zaman medeniyet  en büyük adımını attı. Tabiattan koptu. Müstakil bir zamanı saymağa başladı. Fakat bu kadarı kafi değil. saat zamandır, bunu düşünmemiz lazım!

Hiç boks maçına gitmediniz mi? İlk önce bakamayız bile! Sonra birdenbire heyecanlanırız, bir tarafı tutarız. Bir an evvel, deriz, daha kuvvetli! daha müthiş!.. deriz ve öyle olmadığı için üzülürüz. Fakat hangimiz o esnada o adamın yerinde bulunmayı isteriz? Hiçbirimiz, değil mi? Bunlar da öyle işte… Mücadeleyi bizim tarafımızdan seyrettiler. Ve bizi alkışladılar. O anda çok samimi idiler. Fakat şimdi siz, “Ringe buyurun!” deyince iş değişti. Burada kendi menfaatleri, kendi emniyetleri var!

Ferda – Ebru Cündübeyoğlu; Çok çok  samimi etkileyici bir kitap. İnsanın yakınının Alzheimer le mücadele etmesinin  çok zor sabır gerektiren bir süreç olduğunu görmüştüm eniştemde 🙁 Romanda Alzheimer  hastalığını hastanın gözünden anlatması   çok çarpıcı, yavaş yavaş unuturken  etrafını incitmemek için çabalaması  çok etkiliyor.  Okuduğum dönemde gündüz işyerinde de zihnim okuduğum kısımlarla meşguldü, hikayenin içinde yaşadım diyebilirim.

Ferda… Ferda, yarın demekti, gelecek zaman demekti.

Dün, bugün, yarın, geçmiş, gelecek… Bunlar zamana ilişkin kavramlar gibi dursa da, aslında içlerinde barındırdıkları duygudur onları anlamı kılan. Geçmiş, mutlu da anılsa acı da, hep hüznü saklar içinde; an mutluluğu; gelecek umudu. umudu alırsan, gelecekten geriye ne kalır ki? endişeler bile hep bir umut uğrunadır.