DESPERO

Minicik, kocaman kulaklı, dev   yürekli,  korkusuz Despero‘nun  masalını severek izledik.

Despero’nun giriş sahnesi  çok fazla Ratatouille yi anımsattı bana, “yine mi fare ve yemek ikilisi?” dedim kendime ama devamı hiç de öyle olmadığını gösterdi. Gerçek hayatta belgesellerde  bile görmeye dayanamadığım fareli filmlere gitmemiz, oyuncağını yapmamız   ve çizgi filmlerde sevimli bulmamız ilginç gerçekten.  Fareler ve sıçanların ayrımıyla başlıyor  animasyon; sıçanların köhne yaşamlarıyla karşılaştırınca fareler asiller sınıfı diyebiliriz.

Kısaca konusu ise şöyle;

Dor krallığında; mutlu bir şekilde süren hayat,  bir sıçanın sebep olduğu kaza sonunda kralın canının yanmasıyla birlikte tamamen değişir.  Ülke karanlığa ve umutsuzluğa gömülürken, prenseste yalnız kalarak bundan nasibini  alır. Bu arada bizim hiçbir şeyden korkmayan Despero kütüphanedeki kitapları yemek yerine okur ve cesaret, şovalyelik üzerine okuduğu masallardan çok etkilenir,  kendisini bir kahraman olarak görmeye başlar. Hiçbir şeyden korkmadığı için fareler krallığından sıçanların ülkesine aforoz edilir. Ve sonrasında esir düşen prensesi kurtarmak için büyük bir mücadele gösterir.

“Kahramanlar dünyanın ancak ihtiyacı olduğu zaman ortaya çıkarlar”mış  filmde söylenildiğine göre.  Despero çok hoş bir kahramanlık ve cesaret öyküsü.   Bir kahraman olarak  hiç bir şeyden korkmuyor ve kendisine müthiş inanıyor. Zaten herşey önce kendimize inanmaktan geçiyor aslında. Tatil günlerini değerlendirip  çocuklarınızla birlikte  sevimli Despero’yu izlemek güzel bir alternatif olabilir.