Dikkat Çocuklar, Denizde Gördüğünüz Her Canlı, Balık Değil!

Değerli Okuyucumuz Sevgili Tuna’nın babaannesi, torunu Tuna Denizer’in ağzından yazılmış bu mektubu göndermiş bize. Kendileriyle Oyuncak Müzesi yazımıza yaptıkları yorumla tanışmış, daha sonra yazdıkları yorumu ayrı bir yazıda yayınlamıştık.  İşte minik takipçimiz Tuna Denizer’in Yunus Akvaryumuna (İstanbul Dolphinarium ) yaptığı geziyi  anlatan mektubu;

Sevgili Alex abi. Ben Tuna. Daha küçücük bir çocuğum. Yaşım mı? Geçen ay babaannem ?üç yaşında olmana iki ay var,? demişti, şimdi bilmiyorum. Acaba üç oldum mu? Bugün arkadaşlarıma dolphinarium maceramı anlatacağım. Macerama başlamadan önce birşeyi halletmem lazım Alex abi. Şu ?dolphinarium?u. Söylemeyi tam beceremiyorum, ?döypinalim? gibi birşeyler diyorum. Bu galiba evdekilerin çok hoşuna gidiyor ki ?bir daha söyle, bir daha,?diye sürekli beni sıkıştırıyorlar. Kendileri için söylediğim yetmiyormuş gibi her gelen misafire de söylememi istiyorlar. Artık evin içinde ?döypinalim döypinalim? diyerek dolaşmaktan bıktım, bu işe bir son vermem lazım. Babaannem ?dolphinarium, yunus akvaryumu, demek? demişti. Ne dersin Alex abi, ben de döypinalime?yunus akvaryumu” diyebilir miyim?

Neyse gelelim macerama. Bayramın ikinci günüydü. Ben birinci bayram günü babaannemin dedemin elini öpmüş yüz liramı da kazanmıştım. O gün o parayı lunaparkta bir güzel harcayacakktım. Fakat ne gezer. Kimse benim fikrimi sormuyor ki. Neymiş Alex abi, hayvan sevgisini öğrenecekmişim. Mahallemizdeki kedileri seviyorum, babamın akvaryumundaki balıklarla da aram iyi. Daha ne olsun. Yalnız balıklarla aram iyi derken tabii bu her zaman değil. Bazen onları kıskanıyorum. Çünkü babam benden çok onlarla vakit geçiriyor. O zaman biraz kızıyorum tabii. Akvaryumun içine oyuncaklarımı atıyorum. Hortumunu sallıyorum. Hatta bazen elimi sokup balıkları yakalamaya çalışıyorum. Sonuç mu? Bu büyükler hiç bir şey anlamıyorlar Alex abi. Herşeyi yaramazlıktan yaptığımı sanıp beni akvaryumun yanından uzaklaştırıyorlar.

İşte böyle Alex abi isteksiz isteksiz çıktım yunus akvaryumunun yoluna. Mızmızlandım durdum arabada. Babaannem beni oyalamak için şekilden şekile girdi. Köprüye doğru trafiğin sıkışık olduğu yerlerde mızmızı iyice artırdım. Babaannem yeni çareler aradı beni sakinleştirmek için. Buldu da. O gün bana ilk alışverişimi yaptırdı. Nasıl mı? Elime para dediği bir demir yuvarlak  verdi, onu arabanın yanına gelen simitçiye vermemi söyledi. Dediğini yapmazdım ama, ?dur bakalım ne olacak,? dedim parayı simitçiye verdim. Ne olsa beğenirsiniz? Simitçi elime bir simit tutuşturdu. Harika birşey. Ben durur muyum daha. Sucuyu görüm, su istedim, kağıt helvacıyı gördüm kağıt helva istedim. Babaannem bir bir demir paraları verdi, ben de istediklerimi aldım. Bu iş ilerde çok işime yarayacak gibi. Sıkıldığım öyle çok yere götürülüyorum ki…

Yunus akvaryumuna geldiğimizde iyice yorulmuştum. Fakat arabadan iner inmez o kadar çocuğu birarada görünce ?galiba eğleneceğimiz bir yere gelmişiz?  dedim. Önce biletlerimizi aldık. İçeriye girmemize henüz yarım saat vardı. Kafeteryada oturduk. Ben çocuklarla oynadım dedemle babaannem kahve içti. İçeri giriş saatimizin geldiğinde babaannem elimden tuttu giriş kapısına doğru yürüdük. Ben oraya gelir gelmez hemen içeri girmek istedim. Babaannem, ?Sıraya girmemiz gerek Tuna. Bak herkes sıraya girmiş bekliyor.? ?Sıra da ne? Böyle arka arkaya dizilmek mi? Bunu benden daha önce kimse istememişti. Hadi yapalım. Bugün ilklerin günü galiba.? Babaannemin dediği yerde hem de o elimden tutmadan durdum. Nedense kendimi büyümüş gibi hissedip gururlandım.İçeri girdiğimiz de çok şaşırdım, ortada kocaman bir havuz vardı. İlk aklıma gelen ne oldu sanıyorsunuz? Tabii ki balıklama atlamak. Bu yaz Bodrum?da iki ay kalmış, yüzmeyi öğrenmiştim. Gerçi kollukla, ayağım yere değen yerlerde yüzmüştüm ama olsun burada da yapabilirdim. Neyse Alex abi babaannem ve dedem beni havuzun yüzme havuzu olmadığına güçlükle ikna ettiler. Çaresiz yerime oturdum. ?Yerime? diyorum, bu da bugün yaşadığım ilklerden biriydi. Şimdiye kadar herhangi bir yere gidince hep kucakta oturuyordum. Bugün her nedense dedem ve babaannem beni ikisinin ortasındaki bir koltuğa oturttular. Bu da çok hoşuma gitti. Galiba buradan çıkınca epeyce büyümüş olacağım. İşte işte işte!!! Aman yarabbi neler oluyor? Bu çok yüksek sesle çalan müzik ne? Bu alkışlar? Alkış mı? Ben de yapayım bari? Bir iki üç… Geliyor geliyor geliyor!!! Ne büyük bir balıktı o öyle! Nerdeyse havuzun boyu kadar!
Sana bir sır vereyim mi Alex abi kapı açılıp da beyaz balinayı seninle birlikte bizi selamlar gördüğümde, babaannemin dizleri benim bacaklarımla bitişik, dedemin eli omuzumda olmasaydı belki de korkardım. Balık diyorum ama dedem babaanneme söylerken duydum. Balık değilmiş balina. Memeli bir hayvanmış. Memeli neyse artık. Görünen hiçbir yerinde meme yoktu oysa. Birtek başının üstünde iki delik vardı, oradan havalara sular fışkırtıyordu. En hayret ettiğim şey beyaz balinanın söylediğin herşeyi yapmasıydı. Sahi Alex abi balina bütün o gösterileri senden balık almak için mi yapıyordu? Sırf onun için mi havaya zıplıyor, selam veriyor, alkış yapıyor, ters yüzüyordu? Babaannem balinaların çok zeki olduğunu söyledi. O kadar zekiyse neden denizlerde kalıp da kendi yiyeceğini kendi temin etmiyordu.

Neyse Alex abi ben çok eğlendim onu izlemekten. Öyle çok alkışladım ki ellerim acıdı. Bizi selamlayarak giderken biraz hüzünlendim bile…Herşey aklıma gelirdi de bıyıklı bir balık göreceğim aklıma gelmezdi. O gün onu da gördüm havuzda. “Mors”muş adı. Bıyıklarını suya vura vura alkış yapıyordu. Dedem söyledi babaanneme, “onların büyüklüklerine aldanma, iyi yüzemezler,” dedi. Ama biliyor musun Alex abi yüz metre kadar derine dalıp onbeş dakika kalıyorlarmış orada. Ben de Bodrum’da şnorkelimi takıp dalıyordum ama sanırım onbeş dakika sürmüyordu. Annemin çığlıkları beni hemen suyun yüzüne çıkartıyordu. Neyse Alex abi anladım herşeyi, mors?un  derdi de senden balık almakmış. O da karnı doyunca el sallayarak gitti…Foklar geldiğinde ne yalan söyleyeyim onlardan fazla bir marifet beklemiyordum. Öyle geriden geriden, sinirli sinirli bakıyorlardı ki  bize. Tam babaanneme “biz onlara ne yaptık?” diye soracaktım ki babaannem dedeme, ?Sırf kürkleri için şu masum hayvanları kafalarına sopayla vura vura öldürüyorlar ? dedi. Kürk ne bilmiyorum ama foklar nasıl baksın insanlara sevgiyle böyle bir davranıştan sonra. Zavallı hayvanlar yine de gösterilerini yaptılar,  burunlarında çember çevirdiler, havada top yakaladılar, suya düşen halkaları sana getirdiler ve tabii ki balıkları alıp gittiler Alex abi…

Gelelim yunuslara. Bu bölümde kendimi nasıl koltuğumda zaptettim anlamıyorum hala. O ne gösteriydi öyle. Burada sana  da hayran oldum Alex abi. Yunuslar uçar gibi yüzerken  ikisinin üstüne birer ayağını basıp ayakta durmayı başarabilmek nasıl birşey? Çılgın gibi alkışladım seni. Herşeyi aynı anda yapıyordu yunuslar. İkisi aynı anda suyun altında, aynı anda üstündeydiler, halkalardan geçmeleri ve havaya sıçramaları aynı andaydı. Ama… Ama, diyorum burada Alex abi; gösterinin sonunda havuzun kenarına çıkan yunusların yanına, çocuklardan birini kucağına alıp aniden götürmedin mi, ödüm koptu! Hemen babaannemin kucağına atlayıverdim. Karizmam biraz çizildi ama ben küçük bir çocuğum nasılsa, ilerde yeniden düzeltirim…İşte Alex abi sayende bir günümü böyle geçirdim. O gün denizde her gördüğümün balık olmadığını öğrendim. Bir  biberon süt için birkaç yetenek sergilemem gerektiğini öğrendim. Büyüklerimin sözünü dinlersem ödüllendireceğimi öğredim. Saymakla bitmez bunlar… Daha neler neler öğrendim… Ne dersiniz Alex abi, Artık bir yaş daha büyümüşümdür değil mi…

Fotoğraf; Kaynak