BİR OYUNCAK MÜZESİ MACERASI

 Sunay Akın Oyuncak müzesi

Oyuncak Müzesi yazımıza aşağıdaki yorum, hikaye  diyelim biz en iyisi, gelince paylaşmadan yapamazdık. O kadar güzel ki. Teşekkürler sevgili Tuna’nın babaannesi.

?Dikkat çocuklar, oyuncakçıya gidiyoruz diye kandırıldım!?

Değerli Sunay Amca

Ben Tuna. Henüz üç yaşındayım. Hatta üç yaş olmama iki ay var. Hatırlarsınız dün oyuncak müzenizdeydim. Annem, babaannem ve dedemle birlikte. Resim de çekinmiştik sizinle.
Biliyor musunuz Sunay Amca, bence siz önemli birisiniz. Nereden mi biliyorum? Babaannemden. Ben müzeyi gezdikten sonra atölye kısmında, bir ablanın yardımıyla ?tahta aslan?ımı boyarken birden babaannem geldi. Heyacanlıydı, dedeme ve anneme ?Sunay Akın geldi, Tuna?nın onunla bir resmini çekelim? dedi. Ben babaannemi bilirim kolay kolay heyacanlanmaz hele de resim çektirme konusunda. Neyse ben yine de boyaların başından kalkmamak için direndim. Hatta direnişim etkili olsun diye biraz da ağlar gibi yaptım. Ama nafile. Bu sefer direnişim hiçbir işe yaramadı. Fotoğrafı çekinmekten başka çarem yoktu, boyalı ellerimle ve yüzümle sizinle aynı karede gülümsedim. Babaannem size teşekkür etti. ?Tuna ilerde sizinle resim çektirdiğini arkadaşlarına gururla söyleyecek? dedi. Siz babaanneme, ?Esas ben arkadaşlarıma Tuna?yla resim çektirdiğimi gururla söyleyeceğim.? dediniz. Bu ne manaya geliyor bilmiyorum ama babaannem sözlerinizden çok hoşlandı kendi kendine ?Büyük adam, büyük adam? dedi. Büyük adam olduğunuzu aslında ben de anlamıştım. Dedemden uzundunuz mesala. Belki babamdan da. Neyse Sunay Amca resme sonradan baktım da ikimiz de yakışıklıyız vesselam.
Bu büyükleri hiç anlamıyorum Sunay Amca, beni müzeye getirdiler en çok kendileri eğlendiler. Oyuncakların önünden ayıramadım onları. Ben uçaklara bakmak istiyorum, babaannem bebeklerin durduğu yerde takılıp kalıyor. Bir ara konuşurken duydum onun da öyle bir bez bebeği varmış. Annem de çok heyacanlıydı. Sık sık yanıma geliyor, ?Bak Tuna, benim de bundan vardı, bundan da, bundan da?? Onu görmeliydiniz Sunay Amca, oyuncaklarla oynayan bir çocuktu sanki. Gözleri öyle güzel parlıyordu ki. Onu bir an oyuncak savaşı yaptığımız en sevdiğim arkadaşım Süheda?ya benzettim. Ne de olsa ikisi de kız. Acaba annem de küçükken oyuncaklarını vermemek için savaşmış mıdır?
Gelelim dedeme? Dedemin belki de hiç oyuncağı olmamış. Bunu onun konuşmalarından anladım ama doğrusu buna hiç üzülmedim. Çünkü dedem de çocukken oyuncağı olmadığı için üzgün değildi. Olmamasını o kadar komik anlatıyordu ki ben bile gülüyordum. Babanneme ?Ne oyuncağı, sen bebeklerle oynarken ben yaylalarda koyun otlatıp tarlalarda çapa yapıyordum. Sefa ile büyümüşsünüz sefa? diyordu. Fakat Sunay amca birşeye çok hayret ettim. Dedemin hiç oyuncağı olmamasına rağmen oyuncaklar hakkındaki bilgisine. Bana oyuncaklarla ilgili bütün bilgiyi o verdi. Üstelik öyle basit anlatıyordu ki tam benim anlayacağım gibi. Belki de bu onun öğretmen olmasıyla ilgiliydi. Neyse sonuca bakalım. Ben dedemin anlattıklarından çok şey öğrendim.
En çok itfaiyeleri sevdim biliyor musun Sunay Amca? Onları uzun uzun seyretmek istedim. Sonra arabalar, uçaklar, gemiler? Bebeklerle hiç ilgilenmedim. O kızların işi. Tencereler tavalar da. Anem onlara da dikkatle bakmamı istedi ama dedem beni bu konuda destekledi. ?İstemiyorsa bakmasın kızım? dedi. Bence dedem beni desteklemekten çok kendi fikrini söyledi ama işe yaradı, bebeklerle vakit kaybetmekten kurtuldum. Anneme bakarsanız kız erkek oyuncağı diye ayrım doğru değilmiş ama şu an bununla meşgul olamam daha görecek çok şey var müzede?
Mesela Trenler. Dizi dizi trenler. Babaannem trenlerle birçok kez seyahat etmiş. Hem öyle kısa seyahatlar da değil. İki üç gün süren uzun seyahatlar. On üç on dört yaşlarında çocukmuş o zamanlar. ?Yatılı okul? diye başladı anlatmaya hüzünlü hüzünlü? Okulu çok uzak bir şehirdeymiş. Evlerine tatillerde trenle gelir gidermiş. Bazen trenler çok soğuk olurmuş. Bazen yer bulamazlarmış ayakta seyahat ederlermiş. Falan, falan, falan? Bu büyükleri anlamak zor. Her konuyla ilgili anlatacak birşeyleri var.
Trenlerin olduğu yerde bir koltuk var Sunay Amca. Dedem, annem, ben, babaannem hepimiz oturduk oraya. Aynı trende gibi, yan yana. Resim de çektirdik. Çok güzel çıkmış? Biliyor musunuz orası çok hoşuma gitti. Keşke bir de oyuncaklara dokunup oynayacağım bir yer olsaydı. Mesela bir oda. Oyuncaklarla dolu bir oda? Yok yok, endişelenmeyin öyle uzun uzun kalmazdım orada, sadece yarım saatcik?
Kızılderililerden söz ettim mi? Denizaltılardan? Bu bölümlerdeki seslerden hafif ürkmedim desem yalan olur. Fakat babaannem, ?her hissettiğimi anlayan babaannem? daha ben sesi farketmeden ya elimi tutuyor ya beni kucağına alıyor o bölümleri o şekilde geziyoruz. Eh kucakta olunca biraz heyacan iyi mi oluyor ne? Sesli odalardan çıkınca daha bir koşuyorum oyuncakların arasında.
Şimdi düşünüyorum da gelmemek için epey mücadele etmiştim. Müze ne bilmiyordum ki. İçinde bir ?oyuncak? geçiyordu ama yine de bilmediğim bir yere gitmekte temkinliydim. Fakat yol boyunca tabelanızı her gördüğümüzde annemlerin heyacanlanmasından ?iyi yol?da olduğumuzu anladım. Hele müzenin önündeki zürafaları gördükten sonra içeri girmek için acele bile ettim. Bahçedeki oyuncaklar ve eşeğe ters binmiş Nasrettin Hoca?dan sonra ?tam yerine gelmişiz? dedim.

Neyse gelelim tavanarasına? Size bir sır vereyim mi Sunay Amca. Babaannem buraya bayıldı. ?Kesinlikle buradan bir öykü yazacağım? dedi. Tam bir metaformuş onun için. Metafor neyse artık. Onların evinin tavanarasına benziyormuş. Babasıyla zaman zaman tavanarasına çıkıp annesinin oraya koyduğu eski oyuncaklarını ararlarmış tozlu kırık eşyaların arasından. Tıpkı Oğuz Atay?ın ?Ben tavanarasınsdayım sevgilim? diye başlayan ?Unutulan? adlı öyküsündeki gibiymiş orası. Ben ?Oğuz Atay?ı da tanımıyorum ama babaannemin gösterdiği saygıya bakarsan o da mutlaka sizin gibi önemli biri.

Tavanarasını da gördükten sonra babaannem gidebileceğimizi söyledi. Ben biraz mızmızladım, hatta yine ağlar gibi yaparak geri geri asıldım, ?Nasıl olur? Hiç oyuncak almadan mı gidiyoruz?? dedim. Bir iki oyuncağa uzandım. Fakat nafile! Bana bütün kapıları açan özel taktiklerim hiçbir işe yaramadı. Her seferinde başka birşeyle dikkatimi dağıtıp bana oyuncak isteğimi unutturdular. Alacakları olsun, ilk fırsatta yolumuzu ?gerçek bir oyuncakçı?ya düşürüp kendime alâsından birkaç oyuncak aldırmazsam bana da Tuna demesinler?

Tuna Denizer

8 Replies to “BİR OYUNCAK MÜZESİ MACERASI”

  1. Çok güzeldi.
    Bir solukta okudum..Ellerinize sağlık Tuna nın annesi..

  2. Çok güzel bir yorummuş, iyi ki paylaşmışsınız. Orada olmak, çocuk olmak istedim.
    Anneye de ayrıca teşekkür.

  3. Biliyormusunuz şimdi arabaya binsem en fazla 20-25 dk sonra oyunca k müzesindeyim ama henüz gezmedim. Ne kadar ayıp değil mi. Halbuki planlamıştık zeya ve Zuz la geçen yıl, atladık. Ama bu yazıyı okuduktan sonra gitmek farz oldu. Ev de benden başka herkes de gitti ayrıca :)))
    sevgilerimle

    Aa Lale Abla’cım siz kaçırmazdınız nasıl oldu acaba , çocuklardan çok biz büyüklere eğlence gerçekten. Küçük çocuklar sıkılabiliyorlar

  4. mavianne says:

    süper bir mektup bayıldım
    sunay akın gerçekten de inanılmaz
    hayran olmamak elde değil

    http://mavianne.blogspot.com/2008/11/mavianne-ve-sunay-akin-syleisi.html

    — Nasıl kibar , nasıl dolu bir insan geliyorum okumaya geçen yıl okumuştum röportajını

  5. Çok güzeldii hem hüzünlendim hem keyiflendim okurken ancak bu kadar anlatılabilir sanırım :))
    Çok görmek istediğim yerlerden biri umarım en kısa zamanda giderim sonrada ilerde bi tarihte bi bıcırla :))

    — İnşallah, Elif

  6. bende ne kadar istesem de gidemedim yine bir ah çektim yazıdan sonra

    — En kısa zamanda gidersin inşallah

  7. karmançormancı says:

    eşim söz vermişti buraya gidecektik 🙁 yine hatırladım sinir oldum 🙂

    — Eşine yeniden hatırlatmak için bir fırsat işte:) Çok eğleneceğinden eminiz üstelik, garantili.

  8. süperdir Sunay Üstad çukur şiirine ölürüm zaten valla yine kısmet olmadı birdahakine kesin denk gelelim bebem

    — İnşallah birlikte gezeriz bir gün

Bir cevap yazın