At Binme Maceramız

Geçtiğimiz hafta Kadir Mert’in sınıfının velileriyle ikinci pazar kahvaltımızı yaptık. Daha önceki kahvaltımız okulda tüm 1. sınıf velilerinin katılımıyla yapılmıştı bu kez sadece bizim sınıfın velileri olarak, hem anneler hem de babalar çocuklarla birlikte katıldık. Mekan olarak tercihimiz Erciyes At Çiftliği oldu. Öğretmenimiz Mustafa Bey ve sevgili eşi de bize katılınca bol sohbetli keyifli bir pazar sabahı geçirdik.

Bol çeşitli, hoş sohbetli, keyifli bir kahvaltıdan sonra hep beraber bahçeye indik. Bütün çocuklar at binmek için sıraya girdiler. Bir eğitmen eşliğinde büyükçe bir pony ye binip iki tur atacaklardı.  Daha önce yakın bir arkadaşımızın at çiftliğinde uzun uzun at binme keyfini çıkaran bizim çocukları iki turluk at gezisinin kesmeyeceği belliydi. O yüzden babamızın önerisiyle toplantıdan sonra Erciyes At Çiftliğinden ayrılıp arkadaşımızın at çiftliğine gittik.

Bu çiftlikte de diğerinde olduğu gibi yarış atları da dahil olmak üzere bir çok at bulunmakta.

At binme macerası yeni başladığı için çocuklar için bu at çok uygundu çünkü hem ufak tefek, hem de uysal yapılı. Güneşin altında başlarına güneş geçmesin diye  şapka, ayaklarına da tozluk takınca tam kovboy oldu bizimkiler.

At binmek saatlerce atın sırtında oturup kendini gezdirmek değilmiş. Atın her adım atışında oturup kalkma hareketi yaparak kontrollü biçimde binmek önemli. Kadir Mert de tam bu stile uygun hareket etmeye çalışırken yakalanmış fotoğraf makinama.

Oğuz Kaan da kardeşi gibi at binmekten müthiş keyif aldı. İlk O bindi ata sonra Kadir Mert’e sıra geldiğinde Oğuz Kaan biraz daha büyük bir at a terfi etti.

Takım sporları yerine yüzme, kayak gibi bireysel sporlardan hoşlanıyor oğlum dolayısıyla at biniciliği de tam O’na göre oldu.

Biz bu sporu ilerletecek gibiyiz. Bakarsınız ben de çocuklarıma özenir binerim bir ata. O zaman kendimi de yayınlarım burda, size söz!