AMAN KIRILMASIN! ?DENİZ KABUKLU AYNA?

Yazın toplanan denizkabuklarını değerlendirmek için yaptığımız bir proje daha. Daha önce yaptığımız “Deniz Kabuklu Vazo” ile yapılış aşamaları hemen hemen aynı.

Fazladan kullandığımız ahşap objeyi boyadık ve ayna ile birleştirdik.

Yapılış aşamaları ise şöyle;

Ahşap objeyi zımparalayıp 2 kat akrilik boya ile boyadık. Deniz kabuklarını çerçeve üzerine yapıştırmak için kullanacağımız derz dolguyu, biraz su ile karıştırıp 5 dakika dinlendirdik.(Derzin çok sulu olmaması gerekiyor, yoksa deniz kabuklarının üzerinden dökülmesi söz konusu, kötü bir şekilde tecrübe edilmiştir.) Derzi çerçeve üzerine kısım kısım sürüp, deniz kabuklarınıda aynı şekilde yerleştirdik. Kurumaya bırakmadan kenarlara taşan derzleri temizledik. Kuruduktan sonra objenin üzerini nemli bir bezle silip deniz kabuklarının üzerinide temizledik.

Daha önce uygun çapta kestirdiğimiz aynayı, yerleştirdik. Aldığımız ahşap objede camı tutması için çivi benzeri bir şey olmadığından, arkasını kendinden yapışkanlı kağıtla kapattık.

Kırılmamasına dikkat ederek kullanmaya başladık. Çok az miktarda olan batıl inançlarımdandır bu ayna kırılması, nedenini de pek bilmem. Bu çalışma sayesinde bu konuyu da araştırdım. Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceği inanışının kaynağı aşağıdaki gibiymiş efendim.

Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceğine olan inanış, en eski batıl inançlardan biridir. Kökeni ilk aynanın yapılışından yüzyıllar öncesine, hatta ilk çağ insanına kadar gider. Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.

İlk aynaların kullanılışı eski Mısır devirlerine rastlar. Bunlar pirinç, bronz, gümüş hatta altın gibi metallerden yapılmış ve çok iyi parlatılmış yüzeylerdi ve de tabii ki kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Sonraları buna vampirlerin ruhları olmadığından bu parlak yüzeylerde görüntülerinin de yansımadığı inancı ilave edildi.

Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu.

Birinci yüzyılda Romalılar bu uğursuzluğun süresini 7 yıla çıkardılar Romalılar hayatın her yedi senede bir kendini yenilediğine İnanıyorlardı. Camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı tahrip olduğundan, vücudun kendini yenileyerek, sağlığına kavuşması için yedi yıl geçmesi gerekiyordu.

Devamı  www.genelkultur.biz ‘de